14 Aralık 2011 Çarşamba

bak işte böyle oluyo sonra ben ne kendimden emin oluyorum ne de karşımdakinden. telefonda sürekli konuşan taraf olmak istemiyorum. ben ne kadar heyecanla açıyosam o telefonu karşımdaki de öyle olmalı. benim küçük beynim yorulmamalı sonrasında.

19 Ekim 2011 Çarşamba

düşünün şimdi bir kadın, bir anne.

daha genç 20li yaşlarda. hamile olduğunu öğreniyor. 9 ay kendine hayatında belki de hiç dikkat etmediği kadar dikkat ediyor. aman bebeğine birşey olmasın. ve son günler o sancılar acılar ağrılar hepsine katlanıyor, artık bebeği kucağında. üşümesin hasta olmasın diye gözünün içine bakıyor. minik bebek büyüyor anaokuluna gidiyor. bi iki hafta içinde hemen kapıp mikrobu ateşleniyor. çocuk hasta, anne onu gördükçe ondan daha hasta. derken ilkokul başlıyor, çocuk heyecanla okuldan gelip durmadan anlatıyor, annesi ondan heyecanlı. ortaokul. önünde sınav var. sinir stres hat safhada. anne ondan stresli ama çocuğa çaktırmıyor tam destek arkasında duruyor. benim oğlum yapar diyor. geldi liseye. ilk aşk. anne yine ilk dinleyici. her başarısında oğluyla gurur duyuyor. dilinden düşürmüyor. "benim oğlum". üniversiteyi kazanıyor oğlu. annenin gözleri ıslanıyor oğlunu göndericek uzağa. her gün telefonda oğlum yemeğini yedin mi, üşümüyosun di mi kalın giyiniyorsun, aman hasta olma dikkat et. haftasonları gelir. "hadi oğlum gelmiyormusun". ve üniversite biter. sırada ne mi var? ASKERLİK. annenin yüreği ağzında dua eder iyi bir yer çıksın diye. HAKKARİ. oğlunun herşeyini hazırlar üşümesin diye. bavul hazır. gitme vakti gelir. aklından neler geçer ama hepsini kovar düşünmek istemez. onun oğluna hiçbir şey olmaz çünkü, olamaz. 4-5 ay geçer. anne hep televizyonun başındadır, haberlerdedir gözü. sonra bir son dakika haberi. hakkari'de hain saldırı: 24 şehit. donakalır sadece bakar. napıcağını bilemez. kimi aramalı nerden haber almalı. oğlu iyi mi. telefonlar çalmaya başlar. telefondaki: "başınız sağolsun oğlunuzu, evladıMızı kaybettik, şehit oldu". anne baba kardeş amca dede anneanne teyze komşu arkadaş sevgili öğretmen tanıyan kim varsa. herkes şaşkın. istanbul'daki edirne'deki trabzon'daki sivas'taki. o anne ne yapsın şimdi?
24 kişi. tanımıyorsun. bilmiyorsun kim olduklarını. ama herkeste bir burukluk. çıkıyor televizyona 5-6 tane şerefsiz sağduyu mesajı veriyor. "şehitler ölmez, vatan bölünmez" bi git ya neden bahsediyosun sen. bunu diye diye hergün 5er 5 er ölüyor askerler. millet de bir garip onların farkında değiller sayı artınca 24 olunca dank ediyor. kaç şehit verildi bugüne kadar. sen hala bir çözüm bulmayıp oraya ölenlerin yerine asker gönderiyorsun sonlarının ne olacağını bile bile. bi kaldır kıçını birşey yap. konuşup durma. sağduyu mesajıymış. ezberlendi artık bu mesajlar. silivride toplama kampında tutacağına generalleri askerleri oturun bir masaya da konuşun bir çözüm bulun. neden öldürüldüğünü kimin öldürdüğünü bilmeden kaç kişi ölüyor. fiyatlarda güncelleme, şafak mesaisi...
seçimler gelsin diyenler var. nolucak gelicek de yine aynı şey olmıycak mı. belki %60-70 olur. hiç bi bok olacağı yok olan hiç suçu olmayan insanlara oluyor, nedensiz ölüyorlar.
bi farklılık yapın da bu defa çıkıp "şehitler ölmez vatan bölünmez, on oğlum olsa onunu da gönderirim" demeyin.bu ülkede şehitlik nasıl algılanıyor. valla bak bulutların üstünde oturup da el sallamıyorlar bize. anlarım, şehitlik vardır sen savaşırsın,ülkeni kurtarmak için sonuna kadar şehit olursun eyvallah. ama oraya dikip onları ölsünler diye bekleyince bu şehitlik o şehitlik değil, bu televizyona çıkan malların gerizekalılığı. ŞEHİT olsun diyorsunuz ya çok heveslisiniz ya bi açın da gözünüzü bakın. normal birşey gibi algılıyorsunuz ama normal olan bu değil. bu askerler niye şehit oluyor? yapılması gerekip de yapılmayan şeyler mi var? bi düşünün.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

=( üzülesim geldi.
yarın sabah gidesim gelicek.
sonra sıkılasım, sonra dönesim, sonra buraları ciddi ciddi terk-i diyar edesim gelicek.
bilmezmiyim ben malımı hepsi sırasıyla tekkeeer teker.
ooo ben hakkatten safım galiba.
daha yeni farkettim tarihi. ne başını ne sonunu hiçbirini anlamadım. niye böyle niye hep geç donkluyo.
nörolog mu olsam acaba beynimi incelerim ne eksiklik var bakarım.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

o tatlı güzelim mini cooper'ı beyaz yapan beyaza boyatan şahsı kınıyorum yapılır mı ona, vermişsin o kadar parayı kıyma bari

beyaz cooper ne ya =(

dayanamıycam şimdi üüüühüüüühüüü

5 Ağustos 2011 Cuma

neşe saçıyorsun hayatıma
iki elmanın bi yarısı gibiyiz
lambaya püf dedim, hadi görüşelim
gönül fermanım, sultanımsın
ütüsü tam, hiç kırışığı yok bu aşkın
niagara şelalesine gidelim bayramda

=))))))))

14 Haziran 2011 Salı

bu aralar biraz bencil takılıyorum..

13 Haziran 2011 Pazartesi

çok ilginç abi ya, sen iki gün boyunca düşünüyorsun ne kadar kötüdür şimdi acaba ne desem de kendini biraz daha iyi hissetse diyorsun..aklından binbir senaryo geçiyor..sonra telefon açılıyor ve (..) sen misin? hayır ben (...)im...[telefonda kayıtlı oysa ki...sessizlik] aklında o kadar şey kurmuşken tamam neyse ben sadece bunu söylemek için aramıştım deyip kapatıyorsun..

demek ki neymiş herkes herkesle konuşamıyormuş, bunu sormak saçma olucak diyorsun ne kim saçma ben mi diyor... diyemiyorsun ki aklı karışık ondandır, zaten böyle değil miydi? sonra bir pişmanlık..daha sonra "yapmam gerekeni yaptım ben"

ve kendinden utanma.. o neyin derdinde sen neyin...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

25 Nisan 2011 Pazartesi

görceksiniz siz görceksiniiizz ortodontist olursam bi taneninizin bile telini çıkarmıycam

7 Şubat 2011 Pazartesi

bilemedim ki ben şimdi aa napsak ne etsek olur mu öyle şey canım olmaz olmaz yok artık daha neler " üstüme iyilik sağlık " (4- 7 yaşları arasında en çok duyduğum şey:D ) şimdi mantıklı olmak lazım ne gerek var olcak iş mi dertsiz başına dert al kaşıntın tuttu galiba tatlım çok aranıyosun sen aa kızdrıma bak beni sus bakıyim çok konuştun ağzına acı biber sürerim senin tıııp eller bağlı şıııp =)))

eğlendim.

6 Şubat 2011 Pazar

Frank Sinatra - Happy birthday to you

küfretmeden uyanacağın, güne gülerek başlıycağın, her istediğin şeyin (ama senin için iyi olucak, kötü bişey istersen olmasın) olacağı nice mutlu yıllara tgy =))

frank sinatra der ki happy birthday to youuuu =)


30 Ocak 2011 Pazar

dot

bi buçuk saat önce uyandım, kalktım, kahvaltımı ettim. sonra kalktım masadan öyle boş boş dolaştım evin içinde. baktım bilgisayar açık bi bakıyim dedim. açtım facebooku: gereksiz ve aynı şeyler. açtım habertürkü: mısır, tunus, yemen, ürdün, cezayir.. isyanları ; hande ataizinin arka kapıdan kaçması (çok önemli), 80 yaşındaki sünnetçinin hazin sonu, dünyanın en şanssız adamı... açtım bikaç blog okudum benim de yazasım geldi. çok da zamanın yok zira gidip bişeyler çalışmam ardından hazırlanıp dershane yollarına düşmem gerekmekte.

düşünmeden hareket eden insanlara döndüm. evet ders çalışıyorum, evet dersaneye gidiyorum iyi kötü yapılması gerekenleri yapıyorum. sabak kalk okula git akşam dersaneye sonra eve yat kalk okul dersane ev.... neden bu kadar ödün veriyorum kendimden, neden elime bi kitap bi kahve alıp oturamıyorum( son 6 aydır yapmadım bunu ), neden sinemaya tiyatroya rahatça gidemiyorum. isyan eden ergen sözlerine benzedi bunlar, tamam yapılması gerekenler bunlar ama ne için? tıp mı okumak istiyorum? neden? ben mi istiyorum yoksa 4 yaşımdan beri bana benimsetilmiş birşey mi bu? düşünüyorum mühendislik mimarlık yok ben yapamam öyle şeyler, bana göre değil diyorum hemen vazgeçiyorum. düşünmeye bile cesaretim yok hemen kaçıyorum. kendimi o kadar inandırmışım ki doktor olmaya, başka bişey düşünmüyorum bile. aklımın bi köşesinde duruyor hep: doktor olunca mutlu olucak mıyım?...

aslında neden istiyorum biliyo musun? benim çocukluğumdan beri gördüğüm klasik rüyalar vardır. onlardan birinde sevdiğim insanların başına birşeyler geliyor, ya biyerlerini kesiyorlar(basit bi el kesmesi değil), ya bi kalp krizi ya da o an acil müdahale gerektiren ancak bir doktorun yapabileceğiyle yaşamaya devam edebilecekleri şeyler geçiyor başlarından.o an yanlarında ben oluyorum, bazı rüyalarımda doktor oluyorum kurtarıyorum onları bazılarındaysa kenardan öylece bakıyorum. uyanıyorum. ve diyorum evet ben doktor olucam.

saçma gelebilir, doğrudur. ama durum bu. belki de sadece bu düşünceden dolayı tıptan vazgeçemiyorum. korkuyorum. bilmiyorum öyle işte. neden yazdım onu da bilmiyorum.