24 Mayıs 2010 Pazartesi

Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle,
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzden sonra gelen

Nazım Hikmet

20 Mayıs 2010 Perşembe

hayat güzeldir!!


son sahnede boşaldı gitti hepsi...gözler hafifledikten sonra sıra burun çekme yarışmasında, yarışmayı kazanana büyük ödül vaar!!


I’m Sorry I Can’t Be Perfect (:

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Akıllı adamlar söyleyecek sözleri olduğu için, aptallar illa konuşmak zorunda oldukları için konuşurlar.
PLATO

14 Mayıs 2010 Cuma

..

tepkisizlik --> korku --> kızgınlık --> kavrayamama...

11 Mayıs 2010 Salı

musiki

kimseye etmem sikayet ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime . . .

şevval samın yorumu müzeyyen senardan daha iyi ..

küfür? o da ne=)

hani küfür hani haniiiii?? =) sapıttım ama yapılır mı bu ya sen gel finale kadar elin nerden finale çıktığı belli olmayan takımı gelsin kazansın olucak iş mi hıııııııı????

kesin erkek olucakmışım da son anda olmuş işte bi karışıklık =) bana büyük bi sevgiyle yıllar yılı usanmadan "tomboy" diyen sevgili abiciğime sevgilerimi gönderiyorum burdan=)) şakşakşaaakkk...

baykal benden de fazla sapıttı...ne o "halk isterse dönerim"..aldıysan bi karar (desteklemiyorum) uygula, işi çocuk oyuncağına çevirmenin ne anlamı var..

istifasını istemememin nedeni de böyle bi olaydan dolayı kendi kendini suçlu pozisyonuna düşürmesi..bundan dolayı değil de 'artık bana bu kadar siyaset yeter gelmişim 70 yaşıma diyip' bırakmalıydı..

cıkcıkcık kınandınız sayın baykal!!!

not: hey sen! arada sırada bi çık dışarı güneş müneş diyip bahane uydurma bi nefes al okşiişen iyidir..yıllardır okuduğun o kitabı da bırak artık =)

9 Mayıs 2010 Pazar

"SKANDAL" (?)

deniz baykalın SKANDAL videosu...

skandal olan ne? evli bir adamın evli bir kadınla beraber olması mı? yoksa muhalefet parti liderinin milletvekiliyle birlikte olması mı?

ortada bu kadar "skandal skandal skandal" diye manşetler atılacak bir durum yok.. baykal ve baytok'un ailelerini ilgilendiren bir durum bu..kaldı ki o görüntüler gerçek mi değil mi hala bilinmiyor..hiç bir kesinlik yokken "sorumlu" medyanın bu şekilde ağır infazı da ilginç...

küçük kız çocuklarına tecavüzler bu kadar konuşulmazken iki yetişkin insanın hiç bir zorlama olmadan birlikte olması neden tecavüz olayları gibi örtbas edilmiyor..hüseyin üzmez olayının üzerinde bile bu kadar durulmamışken insanlar neden hemen fırsattan istifade etmenin derdindeler?

zamanlama da ilginç tabi..referandum öncesi.. seçim öncesi...

aynı şekilde erdoğanın da görüntüleri çıksaydı ortaya bu kadar yer alır mıydı "özgür" basında??...

kişi baykal olmuş erdoğan olmuş bi farkı yok bana göre..(böyle düşünen kişiler ne kadardır acaba) bu onlar ve aileleri arasındadır..sokaktaki insana ne oluyor ki..herkes dönüp kendine bi baksa biri hakkında konuşmak için ağzını açmaz heralde.

yazdıklarımı boşverin en iyisi şimdi düşündüm de hergün verilen şehitlerden, kaçırılan çocuklardan, işsizlikten, ülkeyi dolandırmaktan, yobazlaşmaktan çok daha önemli bu tarz şeyler..


"Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! "

Video: Gustavo Dudamel at the Proms - Arturo Márquez - Danzón Nº 2

http://www.venetubo.com/detailed_display/Gustavo-Dudamel-at-the-Proms--Arturo-M%E1rquez--Danz%F3n-N%BA--R5272.html





bana kalırsa mutlaka izleyin..


Saniyede 8 bin kare çekim yapabilen kameralarla çekilmiş sahneler var..gözse saniyede 25 kare algılayabiliyormuş {acaba yanlış bişeye mi baktım 25 ne ya 8 binin yanında baya komik =) }


"Heyecan, keşif, eğlence ve ilk kez görüntülenen nefes kesici sahneleriyle bu on bölümlük belgesel, doğal hayattan 130 inanılmaz hikâyeyi ekranlara taşıyor. Dünyadaki yaşamın görkemli çeşitliliğini ve hayvanlarla bitkilerin hayatta kalmak için geliştirdikleri sıra dışı taktikleri keşfedin. Evrim gözlerimizin önünde gerçekleşirken, tüm canlılar doğanın zorluklarının üstesinden gelmek için büyük bir baskı altında sınırlarını zorluyorlar. Son teknoloji sinema teknikleri, daha önce görüntülenmemiş hayranlık uyandıran güzellikte sahneler yakaladı. Kur yapan kuşların su üstünde koşup dans edişleri, balıkların yüzgeçleriyle havalanarak avcılarını atlatışları, sineklerin hayret verici gözbebeği şişirme yarışmasındaki çekişmeleri… Dört yıldan uzun süren çekimlerde her kıta ve her doğal ortamda 3000 günden fazla çekim… Karşınızda Yaşam. Daha önce hiç görmediğiniz haliyle."


6 Mayıs 2010 Perşembe



Ölmeyi öğrendiğinde yaşamayı da öğrenmişsin demektir!




Bir dönem dünyayı sallamış bir efsane grup için ne hazin final!..Kurucularını çoktan toprağa vermişlerdi.Artık birbirlerini görmüyorlardı bile..."En küçükleri"nin ölüm döşeğinde buluştular son kez...Kim bilir nelerden konuştular.Çıkan ikili, gözyaşlarını sildi gizlice...Kalan, ölüm için saat saymaya devam etti.
* * *
Beatles'ın en genç üyesi (58) George Harrisson'ın beklenen ölümü bana Mori'yi hatırlattı.Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü...1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60'lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış:Hastalık Mori'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış. Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş: Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş.Düşünmüş o zaman:"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?"Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş.Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.
* * *
Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış.ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne kavuşmuş.Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar.Mori'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı.(Mitch Albom, "Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları", Boyner Y. 1997) Birbirinden ilginç o yanıtlardan benim aklımda kalan ders şu oldu:"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:'- O gün, bugün mü? Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... hayattan istediğim şey bu mu?'"
* * *
"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın" diyor Mori..."- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?" sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim".
* * *
Sizin bunları yapacak vaktiniz var.Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak:"Bugün mü küçük kuş, bugün mü?.."


CAN DÜNDAR